13 Nisan 2016 Çarşamba

LİDER DEVLET BAHÇELİ

MİLLİYETÇİ ÜLKÜCÜ HAREKETİN TARİHİNİ BİLMEYENLER,ŞANLI ve ŞEREFLİ, ONURLU GEÇMİŞİ OLAN MİLLİYETÇİ HAREKETİN ve BOZKURT YÜREKLİ ÜLKÜCÜLERİN LİDERİ OLAMAZLAR. 1968 DE BAŞLAYAN BU KUTLU HAREKETİN, O GÜNDEN BU GÜNE İÇTEN ve DIŞTAN GELEN SİYASİ KOMPLOLARI, İHANETLERİ, KIRILMA NOKTALARININ SEBEP ve SONUÇLARINI BİLMEYEN Bİ HABER OLANLAR, ŞAHSİ MENFAATLERİ ve SİYASİ İKBALLERİ UĞRUNA, FİGÜRANLIĞA SOYUNANLAR, BU GÜN MHP ye GENEL BAŞKAN OLMAK İÇİN, HAKSIZ KAZANÇ SAĞLAYAN TEFECİ GİBİ AVUÇLARINI OVUŞTURUYORLAR. BU KİŞİLER ,1 KASIM SEÇİM SONUÇLARINA ÜZÜLEN ÜLKÜCÜLERİN ÜZÜNTÜLERİNİ İSTİSMAR EDİP, KULLANARAK ADETA LİMAN BALIĞI HESABI ZAMKİNOS'LUK YAPMAKTADIRLAR. BU GİBİ KİŞİLERE ÜLKÜCÜ HAREKET GEÇİT VERMEYECEKTİR. ÜLKÜCÜ HAREKET VAR OLUŞUNUN İZNİNİ KANUNLARDAN ALMAZ. ANCAK SİYASİ FAALİYETİNİ, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ İLKESİNE BAĞLI KALARAK, TÜRK MİLLETİNİN ,TÜRK DEVLETİNİN ( KURTULUŞ ve KURULUŞ ) FELSEFESİNE, AŞK İLE BAĞLI KALARAK SÜRDÜRÜR.
ÜST KURUL DELEGESİ AHMET YILMAZER

10 Nisan 2016 Pazar

ÜLKÜCÜ HAREKETİN TARİHİ GÜNLERİ







ÜLKÜCÜ HAREKETİN TARİHİ GÜNLERİ, TARİHİ KAVŞAKLARI ve ÇALKANTILARI BİTMEZ. Çalkantılı dönemlerde yaşadıklarımızı anlamak, bilgili kararlar almak, öngörülerde bulunmak için, Ülkücü hareketin tarihini iyi bilmek gerekir.
DÜŞÜNCE HAYATIMDA,SİYASİ TAVRIMDA BİÇİMİNİ ALMIŞ ve KAVRANMIŞ BİR ÜLKÜCÜLÜK, İŞTE O BENİM BEYNİMDE, YÜREĞİMDE YAŞATTIĞIM, FİKRİM ve ÜLKÜMDÜR.

ÜLKÜCÜYÜM DEMEK KOLAY. ZOR OLAN ÜLKÜCÜ KALMAKTIR.
Bir kez ülkücülük gitti mi Onu, geri almak mümkün Değildir. 
Ne kadar Uğraşırsanız uğraşın geri gelmez.


NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

ÜLKÜCÜ HAREKETİN LİDERİ ve MHP GENEL BAŞKANI SAYIN DEVLET BAHÇELİ

Türk siyasi hayatında üzerinde en fazla siyasi hesaplar yapılan ve karanlık oyunlar oynanmak istenen siyasi parti Milliyetçi Hareket Partisi’dir.
• Milliyetçi Hareket her devirde siyasi suikastların hedefi olmuş, entrika ve psikolojik saldırılarla içten çökertilmeye çalışılmıştır.
Her dönemde birilerinin elleri sürekli Milliyetçi - Ülkücü Hareket’in içinde olmuştur.
Geçmişte yaşanan acı tecrübeler hafıza kayıtlarımızda durmaktadır:
- 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası Milliyetçi - Ülkücü Hareketin yeni bir siyasi parti çatısı altında varlığını sürdürmesinin engellenmesi için başvurulan oyunlar ve tezgahlar unutulmamıştır.
- 1992’de Ülkücü Hareket’te yaşanan kırılma ve kopmada hangi fitne mekanizmalarının harekete geçirildiği ve bu süreçte dış mihrakların oynadığı rol de hatırlanmaktadır.
- 12 Eylül sonrası kapatılan MHP’nin yeniden açılmasının gündeme geldiği dönemde 27 Aralık 1992’de Söğütözü’nde yapılan kongrede hangi tahriklerin sahnelendiği ve kimlerin hangi tezgahlara başvurduğu da hafızalardan silinmemiştir.
- 2002 yılından başlayarak “MHP’siz Meclis” için yapılan zorlamalar, sonuçsuz kalan karalama kampanyaları, yakılan fitne ateşleri, sahneye sürülen taşeronların, bunların hezeyanları ve nihayet 2009’da MHP’yi mahkeme yoluyla kayyuma teslim etmek için başlatılan hukuki süreçler de herkesin malumudur.
“Hafızayı beşer nisyan ile malüldür” denilse de, bu sancılı süreçlerin acı hatıraları Milliyetçi Hareket’in ortak bilincinde silinmeyecek izler bırakmıştır.
• Milliyetçi Hareket Partisi, bu davanın asli sahibi ülkücü neferlerin çelik gibi sağlam iradesi sayesinde bütün bu siyasi hesapları ve tezgahları boşa çıkarmış, karşı karşıya bırakıldığı bu badireleri atlatarak siyasi varlığını sürdürmüştür.
Devirler boyunca Milliyetçi Hareket’in altını oymayı amaçlayan kirli tezgahların aktörleri, maşaları ve figüranları değişmiş, ancak bu melanet odaklarının nihai hedefleri değişmemiştir.
Ülkücü iradenin bunları iyi görmesi, anlaması ve doğru değerlendirmesi, Milliyetçi Hareket’in geleceği bakımından hayati önemdedir." DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ

26 Haziran 2014 Perşembe

MERHUM ERGÜN YILDIRIM

Ülkücü hareketin içinde benim unutamadıklarım'dan
Merhum ERGÜN YILDIRIM..
Bir kez daha RAHMETLE ANIYORUM...
ALLAH RAHMET EYLESİN
RUHU ŞAD, MEKANI CENNET OLSUN

2 Eylül 2013 Pazartesi

URFALI NABİ

                                                                         URFALI NABİ
 
(1642-1712). Ünlü bir Divan şairi olan Nabî doğum yeri olan Urfa'da öğrenim gör dükten sonra 1665'te İstanbul'a giderek Vezir Mustafa Paşa'nın kâtibi oldu. Mustafa Paşa Padişah IV. Mehmed'in yakın çevresinde bulunduğundan Nabî'nin de sarayla ilişkisi güçlendi. 1675'te ilk ünlü yapıtını, IV. Mehmed'in şehzadeleri için Edirne'de düzenlediği sünnet düğünü şenliklerini anlatan Sur-name'yi yazdı. 1678'de çıktığı hac yolculuğuna ilişkin izlenimlerini Tuhfetü'l-Haremeyn adlı yapıtta topladı. Nabî, koruyucusu Mustafa Paşa'nın 1686'da ölümü üzerine Halep'e yerleşti. Burada oğlu Ebulhayr için öğütlerle dolu Hayriye adlı ünlü mesnevisini kaleme aldı. O güne kadar yazdığı şiirlerini bir Divari'da topladı. 1710'da yakın dostu olan Halep Valisi Baltacı Mehmed Paşa sadrazamlığa getirilince Nabî' yi de İstanbul'a götürdü. Darphane emirliği, Anadolu muhasebeciliği gibi görevlerde bulunan Nabî bir yandan da resmi ve özel mektuplarını içeren Münşeat'ım düzenledi. Kısa bir hastalıktan sonra İstanbul'da öldü.
Nabî'ye Divan edebiyatında ayrı bir yer kazandıran özelliği, şiirlerindeki bilgece tavırdır. Osmanlı Devleti'nin duraklama dönemin de yaşaması, birçok savaşa, yenilgiye, toplumsal yıkıma tanık olması onu bu yönde etkilemiştir. Şiirlerinde ahlakçı bir yaklaşım egemendir. Öbür Divan şairleri gibi duygulara, doğa betimlemelerine hemen hiç yer vermez. Söz oyunlarına başvurmaz. Nabî'nin şiirleri yerel deyimlerle, atasözleriyle güçlen dirilmiş mısralardan oluşur. Bu yüzden de "hikemi şiir" denen düşünceye önem veren çığırın öncüsü sayılır.

Dönemi ve Çalışmaları Nâbi Osmanlı'nın duraklama devrinde yaşamış bir şairdi, yönetim ve toplumdaki dejenerasyona ve bozukluklara şahit oldu. Çevresindeki bu negatif olgular onu didaktik şiir yazmaya itmiş, eserlerinde devleti, toplumu ve sosyal hayatı eleştirmesine neden olmuştur. Ona göre şiir hayatın, karşılaşılan sorunların ve günlük yaşamın içinde olmalı, hayattan, insandan ve insanî konulardan izole edilmemelidir. Bu yüzden şiirleri hayat ile alâkalı, çözümler üretmeye çalışan, yer yer nasihatta bulunan bir yapıdadır. Eserlerinin herkes tarafından anlaşılması ve hayatla iç içe olmasını istemesindendir belki de, kullandığı dil yalın ve süssüzdür.


    KAŞGARLI MAHMUT

    Kaşgarlı Mahmud


    XI. yüzyılda yaşamış, asıl adı Mahmud bin Hüseyin bin Muhammed’dir. Divan-ı Lügati’t Türk’ün yazarıdır. Türk dil bilginidir. Karahanlılar soyundan bir aileden gelmiştir. Babası Barsgan’lı Hüseyin’dir. Kaşgarlı Mahmud’un yaşamı hakkında kesin ve ayrıntılı bilgi yoktur. Çeşitli kaynaklarda doğum tarihi olarak 1008 yılı ile 1025 yılı  ifade edilmektedir. Ölüm tarihi ise tahminen 1090 yılı olarak belirtilmektedir.

    Çok iyi bir eğitim gördüğü, İslami bilimlerini iyi bildiği, Türkçe ve Türkçe’nin çeşitli lehçe ve ağızlarını çok iyi bildiği gibi Arapça ve Farsça’yı da mükemmel bildiği tespit edilmiştir. Türkçe’nin gelişip serpilmesinde büyük hizmet ve çalışmalarda bulunmuştur. Kaşgarlı Mahmud’un iki eseri olduğu bilinmektedir. Divan-ı Lügati’t Türk (Türk Dili Lûgati) ve bazı kaynaklarda ikinci bir eseri olarak Kitabü Cevahir-ün-Nahv fi Lügat-it Türk (Türk Dilinin Dilbilgisi Cevherleri Sözlüğü) adlı kitabının var olduğu bilinmekle birlikte henüz ele geçmemiştir. Divan-ı Lügati-t Türk’te anlatıldığına göre 25 Ocak 1072’de Bağdad’ta yazılmaya başlandı; 10 Şubat 1074’de bitirdi. Kaşgarlı Mahmud bu değerli eserini Abbasi halifesi El-Muktedi Biemrullaha sundu.


    Divan-ı Lügati-t Türk Araplara Türkçe’yi öğretmek ve Türkçe’nin zengin bir dil olduğunu göstermek amacıyla yazılmıştır. Eserine eklediği Dünya haritası üzerinde, Türklerin yerleştikleri bölgeler ve komşuları olan ülke ve milletlerin yerlerini göstermektedir. Ayrıca bu eserde 7500 civarında Türkçe kelimeyi Arapça olarak açıklamış, 400’e yakın dörtlüklerden oluşan şiir ve atasözleriyle örnekler vermiştir. Türkmen, Oğuz, Çiğli, Yağma, Kırgız ve Türk boylarının Türkçe’si konusunda bilgilere yer vermiştir. Bu eser Türk tarihi, coğrafyası, mitolojisi, folkloru ve halk edebiyatı konularında zengin bilgileri kapsayan ansiklopedik bir lügattır.

    Divan-ı Lügati-t Türk, el yazmasının Dünyadaki tek kopyası Fatih Millet Kütüphanesinde 1910 yılında bulundu. 1915-1917 yıllarında öğretmen Kilisli Rifat Efendi tarafından üç cilt olarak basıldı. Besim Atalay tarafından Türkçe’ye çevirisi 1933-1943 tarihleri arasında tamamlanarak 5 cilt olarak Türk Dil Kurumu tarafından yayımlandı.
    Divan-ı Lügati-t Türk, bütün Dünyada Türkolojiyle uğraşan araştırmacı bilim adamları için çok değerli bir kaynak eser olmuştur.

    HACI BEKTAŞ VELİ


    Hakkında...

    Büyük Türk düşünürü ve ozanı, gönül adamı Hacı Bektaş Veli, XIII. yüzyılda yaşamış ulu bir Türk-İslam mutasavvıfıdır. Yaşamı hakkında geniş ve ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır. Doğum ve ölüm tarihlerinde belirsizlik vardır. Kaynakların çoğunda ünlü düşünürün miladi 1209 yılında Horasan’ın Nişabur kentinde dünyaya geldiği, babası Seyyit İbrahim Sani, annesi Hatem Hatun, asıl adının da Mehmet olduğu belirtilmektedir. Bugün Nevşehir’e bağlı Hacıbektaş ilçesinde (Sulucakarahöyük) M. 1271 yılında hakka yürümüştür. Türbesi ve etrafındaki tamamlayıcı hizmet binalarıyla birlikte kulliyesi müze haline getirilmiştir. Hünkar’ın adına, anısına düzenlenen Hacı Bektaş Veli Müzesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak 16 Ağustos l964 tarihinde, Hacıbektaş ilçesinde hizmete açılmıştır.
    Çocukluğu ve gençliği Horasan’da geçen, akılcılığa ve bilime inanan Hacı Bektaş Veli örnek ve dürüst bir kişiliğe sahiptir. İlk eğitim ve öğreniminde Türkistan Piri Hoca Ahmet Yesevi kültür ocağında, öğretmeni Lokman Perende’den temel dersler almış, ayrıca burada felsefe, matematik, edebiyat, sosyal bilimler ve fen bilimlerini öğrenmiştir. Çok sayıda bilim adamının yetiştiği Horasan’da engin bir bilgi birikimine, geniş bir dünya görüşüne sahip olmuştur. Küçük yaşlardan başlayarak kendini etrafına kabul ettirerek Horasan erenleri arasında ululuğu öne çıkmıştır.
    Hacı Bektaş Veli, Ahmet Yesevi ocağından kendisine verilmek için özel olarak bekletilen emanetleri teslim alarak, önce İran, Irak, Arabistan ve Suriye’yi gezmiş buralarda gerekli araştırma ve incelemelerini yaparak hacı olmuş, Anadolu’ya bir Yesevi mensubu (derviş) olarak gelmiştir.
    Hacı Bektaş Veli’nin Anadolu’ya gelişi, Anadolu Selçuklu Devleti’nin üzerinde kara bulutların dolaştığı, siyasi, ekonomik ve kültürel düzeninin bozulmaya yüz tuttuğu, taht kavgalarının başladığı, bölünmelerin ve parçalanmaların meydana geldiği bir döneme rastlamıştır. Anadolu Selçuklu Devleti’nin çökmesi ve Anadolu Türklerinin dağılma tehlikesi ile karşı karşıya kalması, Orta Asya’da bulunan Türk Uluslarını büyük bir kedere boğmuştur. Anadolu’da cereyan eden bu var olma savaşına bir çözüm yolu bulmak gerekliliği ortaya çıkmıştır. İşte Hacı Bektaş Veli bu amaçla Anadolu’ya gönderilmiştir. Evliya Çelebi’ye göre Hacı Bektaş Veli 300 Horasan eri ile Anadolu’ya gelmiştir. Bazı kaynaklar da bu topluluk hakkında 40 – 1000 arası çeşitli rakamlar belirtilmektedir. Burada önemli olan rakamlardan çok Pir Hazretlerinin idealistlerden oluşan bir topluluğun başında Anadolu’ya gelmesi, bunların yardımı ile adeta manevi bir fütühata girişmiş olmasıdır.
    Hacı Bektaş Veli Antep ve Maraş üzerinden Sivas’a uğramıştır. Amasya’yı dolaşarak, Kayseri ve Kırşehir’de bir süre kaldıktan sonra yoluna devam etmiştir. Sulucakarahöyük’e M. 1238 – 1248 yılları arasında gelmiş olduğu kaynaklarda belirtilmektedir. Adını verdiği bugünki Hacıbektaş ilçesine yerleşerek faaliyetlerine burada başlamıştır. Çalışma ortamını oluşturmuş ve Anadolu kültürünü, Anadolu insanının gelenek ve göreneklerini özümseyerek yeni bir kültür ve eğitim merkezini kurmuştur. Burada düşüncesini ve felsefesini geliştirmiştir. Ayrıca Anadolu’yu dolaşarak çevresini tanımıştır. Araştırma ve incelemelerde bulunmuş ve gittiği her yeri aydınlatmaya ve fikirlerini anlatmaya çalışmıştır. Anadolu’ya adeta bir güneş gibi doğmuştur. Sulucakarahöyük’te de hareketlenmeler başlamış ve çehresi değişmiştir. Bulunduğu bu yerde bir çekim merkezi oluşturmuştur. Görüş, düşünce ve felsefesi bütün bu merkezden Anadolu’ya hızla yayılmıştır. Bu görüş ve düşüncesi Anadolu genelinde Hacı Bektaş Felsefesi ve Tasavvufu, Bektaşi Tarikatı olarak adlandırılmıştır. Bu eğitim ve öğreti merkezinden yetişen öğrenciler(Dervişler) Anadolu’nun dört bir yanına dağılmışlardır. Balkanlar’a, Arnavutluk’a Irak’a, Suriye’ye, Mısır’a, Girit’e vb. ülkelere gidip oralarda Hacı Bektaş Veli’nin düşünce ve felsefesini anlatmışlardır. XIII.yy. da Balkanlar’da ağır baskılardan yılan halkın önemli bir kısmının İslamiyeti kabul etmesinde temel rol oynamışlardır. Fetihlerin kazanılmasında da kolaylaştırıcı unsur olmuşlardır.
    Yeni ordunun kuruluşunda, temsili bir grup asker, Hacıbektaş’a gelerek Hacı Bektaş Veli tarafından burada kılıç kuşatılıp taç giydirilip dualanmıştır. Ayrıca sancak teslim edilmiş ve bu orduya “Yeni Çeri” adı verilmiştir. Bu yüzden Hacı Bektaş Veli’yi Pir olarak tanıyan Yeniçeriler, Bektaşi tarikatını benimseyerek nice fetihlere katılmışlardır.
    Hacı Bektaş Veli; Baba İlyas, Mevlâna, Ahi Evren ve Yunus Emre gibi Türk düşünce hayatını zamanımıza kadar etkileyen çağdaşları ile birlikte aynı devirde yaşamışlardır.

    Hacı Bektaş Veli'den Seslenişler


    "Hararet nardadır, sacda değildir.
    Keramet hırkada, taçda değildir.
    Her ne arar isen kendinde ara
    Kudüs’de, Mekke’de, Hac’da değildir."

    "Sakin ol, kimsenin gönlünü yıkma
    Gerçek erenlerin izinden çıkma
    Eğer insan isen ölmezsin korkma
    Aşığı kurt yemez Uçta değildir."

    Özlü Sözler


    Ara, bul.
    İncinsende, incitme.
    Kadınları Okutunuz.
    Eline, diline, beline sahip ol.
    Her ne ararsan, kendinde ara.
    Arifler hem arıdır, Hem arıtıcı.
    Marifet ehlinin ilk makamı edeptir.
    İnsanın cemali, sözünün güzelliğidir.
    Hiçbir milleti ve insanı ayıplamayınız.
    Nefsine ağır geleni kimseye tatbik etme.
    İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.
    Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu.
    Nebiler, Veliler insanlığa Tanrının hediyesidir.
    Düşmanının dahi insan olduğunu unutmayınız.
    Kadınlarını okutmayan milletler yükselemez.

    Gülbeng Örneği


    Allah Allah İllalah
    Baş uryan, sine püryan, kılıç alkan
    Bu meydanda nice başlar kesilir
    Olmaz hiç duyan.
    Eyvallah, eyvallah
    Kahrımız, kılıcımız, düşmana ziyan
    Kulluğumuz padişaha ayan
    Üçler, yediler, kırklar
    Gülbeng-i Muhammedî nur-ı Nebî
    Kerem-i Ali
    Pirimiz, sultanımız Hacı Bektaş-ı Veli
    Demine devrarına hû diyelim hû…

    Hacı Bektaş Veli’nin Eserleri

    1. Makalât: En önemli eserlerinden biridir. Arapça olarak yazmıştır. Tasavvuf esaslarını anlatmıştır. Tarikata yeni girenlere yol göstermek amacıyla yazmış olduğu bir eserdir. Dili sade ve anlaşılması kolaydır. Makalât; şeriat, tarikat, marifet, hakikat gibi dört kapıdan ve her kapının da on makamdan oluştuğu öğretici bir tasavvuf kitabıdır.
    2. Fevaid: Faydalı sözler anlamına gelen dini ve tasavvufi konularını içeren Farsça bir eserdir. Hacı Bektaş Veli, bu kitapta konuları 105 faide başlığı altında toplamıştır.
    3. Besmele Şerhi: Manisa Valide Camii Kütüphanesi’nde hicri 1315 tarihinde Rika yazısıyla yazılmış bir eseridir. Tire’de Hacı Necip Paşa Kütüphanesi’nde bulunan Hacı Bektaş Veli’nin olduğu söylenen Tefsir-i Fatiha’nın aynısıdır. Bu eser Rüşdü Şardağ tarafından bulunarak yayımlanmıştır.
    4. Şathiye: 13. yüzyılın dil özelliklerini taşır. Özenle yazılmış değerli bir eseridir. İki sayfadan oluşmuştur. Öz Türkçe’dir.
    5. Makalât-ı Gaybiyye ve Kelimât-ı Ayniye: Hacı Bektaş Veli’ye izafe edilen bir eseridir.
    6. Hacı Bektaş’ın Nasihatleri: Hacı Bektaş Halk Kütüphanesi’nin 29 kayıt numaralı kitabıdır. Hacı Bektaş Veli’nin nasihat ve vesayetleri belirtilmektedir.

    30 Ağustos 2013 Cuma

    ALTIN KÖPRÜLERİMİZ: MUSTAFA OK ( KOMANDO MUSTAFA )


                    MERHUM MUSTAFA OK (KOMANDO MUSTAFA Ö. 3 MAYIS 2003)
    1946 yılında Silifke'de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Silifke'de tamamladı. Ortaokul yıllarında bir grup arkadaşı ile birlikte Nihal ATSIZ Hoca'nın yayımlamakta olduğu ORKUN ve MİLLİ YOL dergilerine abone olarakTürkçülük idealine hizmete başlamış oldu.1963 yılında İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesine girdi. Bu fakülteden Orman Yüksek Mühendisi olarak mezun oldu. Üniversite yıllarında Atsız'ın genel başkan bulunduğu Türk Milliyetçiler Birliği Derneğinde ve Türkçüler Derneğinde hizmetlerde bulundu. 1965 yılında İ.Ü.Orman Fakültesi Talebe Derneği Başkanlığına seçildi. Dernek başkanı olarak iki dönem (Rasim CİNİSLİ ve İsmail KARAMAN'ın genel başkanlıklarında ) M.T.T.B yönetim kurulunda bulundu. 

    10 Şubat 1967’deki “Milliyetçiler Büyük Kurultayı”na öncülük eden MTTB, 1969’dan itibaren AP’nin kontrolüne girmeye başladı. Bu yılda yapılan Kayseri ve İstanbul kongrelerinde, milliyetçi-mukaddesatçı gençler arasında ikilik doğmaya başladı. 27 Nisan-3 Mayıs 1969’da Kayseri’de gerçekleştirilen MTTB Genel Kongresi, MHP ile AP arasında devam edegelen ideolojik mücadelenin gölgesinde geçti. Divan Başkanlığına Ülkücü Fethi Erhan’ın seçilmesini hazmedemeyen AP’liler, 3 Mayıs’ta provoke ettikleri kongrenin sona ermesini engellediler. Kayseri valisi ve İçişleri Bakanı Faruk Sükan’ın devreye girmesiyle kongre ertelendi. Ülkücülerin kazanacağı kesin olan kongrenin AP’nin girişimleriyle provoke edilmesi, Ülkücü Hareket’in çeşitli kuruluşları tarafından protesto edildi. Kayseri’deki olaylar nedeniyle 14-16 Ağustos 1969’da  İstanbul’da yeniden toplanan ve MUSTAFA OK'UN Genel Başkanlığına aday gösterildiği MTTB’nin 49. Genel Kurulu, da kavgalı geçti. 
    MTTB KONGRESİNİN  ( 17 / Ağustos / 1969 ) ÇIKAN GAZETE HABERİ
    Taşlı sopalı saldırıların gölgesinde ve AP iktidarının müdahalesi altında geçen kongreyi Burhanettin Kayhan kazandı. Sol basın tarafından desteklenen kongre sonucu, milliyetçi-ülkücü yayın organları tarafından uzun süre protesto edildi. T.M.T.B'nin bu konresine başta İstanbul ve Ankara olmak üzere Erzurum, İzmir, Trabzon Üniversitelerin Milliyetçi Ülkücü talebeleri katılmışlar'dır. Ankara Genç Ülkücüler Teşkilatın'dan Merhum Mehmet Refet EKE,  Muhittin ÇOLAK , Ahmet YILMAZER, Ünal BADAT, ve Ü.O.B'liğin'den Sabri CAN, Mehmet SAKARYA, Merhum Kürşat ÖZKAN, İsmail ULUSAN ve Cengiz Dursun ATAK'ın katıldığı olaylı kongrenin ardından, MTTB’den tamamen çekilen milliyetçi gençler, faaliyetlerine Ülkü Ocakları çatısı altında devam ettiler. Din simsarlarının oyuncağı olarak 1980’e kadar varlığını sürdüren MTTB’nin “Ay-yıldız ve Bozkurt”tan oluşan amblemi, 1974’te değiştirildi; yeni amblem, “hilal içinde kitap” oldu.

    Ufuk ŞEHRİ'nin İ.Ü.T.B (İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği) başkanlığında 2.başkan ve vekaleten başkanlık görevlerinde bulundu. Bu görevleri üniversite olaylarının patladığı, işgal ve boykotların hat safhaya ulaştığı! yıllara tekabül eder. 1964 yılı Alparslan TÜRKEŞ ve Muzaffer ÖZDAĞ başta olmak üzere bir çok ilde Türkçü fikir ve ilim adamları ile tanışmanın başlangıcı oluşturur. Atsız'ın teşviki ile 1965 yılında, Türkeş ve arkadaşlarının katıldığı C.K.M.P (Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi) partisine girdi. Partinin 30 Temmuz 1965 yılında yapılan büyük kurultayda Alparslan TÜRKEŞ Genel Başkan seçildi. 

    1969 yılında C.K.M.P büyük kurultayı Adana'da yapıldı. Adana Kurultayında partinin adı ve amblemi değiştirildi. Partinin adı M.H.P (Milliyetçi Hareket Partisi), amblemide hilal içinde bozkurt oldu. Anılan Kurultayda delege ve gençlik öncülerinden birisi sıfatı ile aktif görev aldı. 1964 ila 1971 yılları arasında anılan partilerde genel başkana çok yakın gençlik liderlerin'den birisi olarak görevler yaptı. 

     
    Merhum Mustafa OK'un Kardeşi 2 Nisan 1971'de GENÇ ÜLKÜCÜLER TEŞKİLATI üyesi İBRAHİM OK, Dev-Genç militanlarınca şehit edildi.  ŞEHİDİMİZ MERHUM İBRAHİM OK'UN Cenazesi hemşerileri Silifkeliler'in yoğun katılımı ile birlikte,binlerce Ülkücüler'in katıldığı dava arkadaşlarının omuzlarında Silifke'de HAKKIN RAHMETİNE uğurlanmış'tır. 
    Genç Ülkücüler Teşkilatı tarafından  düzenlenen cenaze törenine G.Ü.T. Genel Merkezinden Ahmet YILMAZER ( Ayıboğan ), Lütfi ÖZTÜRK ile Ankara S.B.F. Talebesi ve  Ü.O.B. liği Üyesi Fehmi YÜCESOY katılmışlar'dır
    Merhum Mustafa OK Milli Ülkümüze partisiz olarak hizmet etmeye karar verip, parti'den ayrıldı. 1971 yılından sonra hiçbir siyasi partiye kayıt olmadan Milli Ülkümüze hizmet etmekte idi. 
    RUHU ŞAD, MEKANLARI CENNET OLSUN.

    23 Kasım 2012 Cuma

    PRF.DR. TURAN YAZGAN HAKKIN RAHMETİNE KUCAK AÇTI

    PRF.DR. TURAN YAZGAN HAKKIN RAHMETİNE KUCAK AÇTI

    MERHUM TURAN YAZGAN'NIN BELGESLİ'Nİ
    İZLEMEK İÇİN ALTAKİ LİNGİ LÜTFEN TIKLAYINIZ
    http://www.facebook.com/#!/photo.php?v=4961610164385&set=o.165699270141001&type=3&theater

    TÜRK DÜNYASI kavramını ilk kullanan,
    TÜRK DÜNYASI ARAŞTIRMALARI VAKFI’nın kurucusu,
    hayatını TÜRK DÜNYASI’na adayan,
    son anına kadar TÜRK DÜNYASI için yaşayan, çalışan, düşünen,
    yüreği TÜRK DÜNYASI, TÜRK DÜNYASI diye çarpan; akıl, gönül ve dava adamı,
    TÜRK DÜNYASI’nın bilicisi,
    TÜRK DÜNYASI’nın boy boylayıcısı, soy soylayıcısı,
    TÜRK DÜNYASI’nın ad koyucusu, yaşayan son Korkut Atası,
    TÜRK DÜNYASI’nın aksakalı ;GÜLEN Hanımefendi’nin sevgili eşi, KARAHAN, KORHAN ve KÖZHAN’ın babası,hepimizin hocası;
    TURAN’ın yol göstericisi,adı ile müsemma Prof. Dr. TURAN YAZGAN Hocamız Hakkın rahmetine yürümüştür.

     TÜRK DÜNYASI’nın başı sağolsun, yattığı yer nurla dolsun, ALLAH rahmet eylesin.
    TURAN YAZGAN BELGESELİ'Nİ İZLEMEK İÇİN AŞAĞIDA'Kİ LİNGİ TUŞLAYINIZ
    http://www.facebook.com/photo.php?v=4961610164385&set=o.165699270141001&type=3&theater


    PROF. DR. TURAN YAZGAN KİMDİR
    .1938 yılında Isparta’nın Eğirdir ilçesinde doğdu.
     .1948’de Eğirdir Zafer İlkokulu’nu,
    .1951’de İstanbul Vefa Lisesi orta kısmını,
    .1955’de parasız yatılı olarak Kastamonu Lisesi Fen Bölümü’nü pekiyi dereceyle bitirdi.
    .1959’da İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni bitirdikten sonra askerlik görevini yaptı. İmar ve İskân Bakanlığı Bölge Planlama Daire Başkanlığı’nda “İktisadi Araştırmacı” ve “Bölge Plancısı” unvanlarıyla beş yıl görev yaptı.
    .1963’te İtalya’ya, Güney İtalya Bölge Planlaması konusunda staj yapmak üzere gitti..


    .1966’da İktisat Fakültesi’ne asistan olarak girdi.
    .1967’de “Şehirleşme Açısından Türkiye’de İşgücünün Demografik ve Sosyo-Ekonomik Bünyesi” adlı tezle ve pekiyi derece ile doktorasını yaptı.
    .1971’de “Gelir Dağılımı Açısından Sosyal Güvenlik” konulu tezi vererek doçent oldu.
    .1977 ve 1978’de Güneydoğu Anadolu Bölgesi Planının Genel Koordinatörlüğü görevini yüklendi. Bölgede yapılan araştırmaları müteakip ortaya çıkan yedi ciltlik Güneydoğu Anadolu Gelişme Planını, Başbakanlık Tarım ve Toprak Reformu Müsteşarlığına sundu.
    .1979’da İktisat Fakültesi profesörlüğüne yükseltildi. Üniversite Senato üyeliği, Üniversite Yönetim Kurulu üyeliği ve Anabilim dalı Başkanlığı vazifelerinde bulundu.
    .2000 yılında istifa ederek, üniversiteden emekliye ayrılan Prof. Dr. Turan Yazgan, hâlen 1980 yılında kurmuş olduğu Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nın genel başkanlığını yürütmektedir. Türkiye’de ve Türk Dünyasındaki hizmetleri nedeniyle 200’den fazla plaketle ödüllendirilen Turan Yazgan’ın, ayrıca yurtiçi ve yurtdışındaki pek çok üniversiteden verilmiş fahri doktora unvanları bulunmaktadır. Evli, 3 oğul ve 2 torun sahibidir.
    22 Kasım 2012 tarihinde İstanbul'da vefat etti.

    ESERLERİ:

    Sosyal Güvenlik Açısından Zekat
    Turan Yazgan
    Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları

    Sosyal yardımlar, sosyal güvenlik tarihinin ikinci merhalesinde, tehlikeye uğrayan insanları tehlikelerin zararlarından kurtarmak bakımından çok tesirli rol oynamış müesseselerdir. Esas itibariyle dini mahiyet taşıyan bu yardımlar, yeryüzünde gelmiş geçmiş, tek tanrılı - çok tanrılı dinlerde çok önemli bir yer işgal ederler. Netice itibariyle vasıtalı veya vasıtasız şekilde "ferdi tasarruflar"ın; tehlikeye uğrayan, dolayısıyla "kazanma gücü"nü kaybedip tasarruflarını tüketen açlık ve sefaletle yüzyüze gelmesi mutlak olan diğer fertlere aktarılmasından ibarettirler. Bu aktarma, dini bir emri yerine getirme, merhamet...gibi duygulara dayanmaktadır. Her din, değişik müsseselerle ve değişik şekillerde sosyal yardımların işletilmesini sağlamıştır.
    (Kitabın İçinden)

    Türkçe
    54 s. -- 1. Hamur-- Ciltsiz -- 10.5 x 16 cm
    Ankara, 1995
    ISBN : 975-389-174-1
    54 s., 1. Basım


    İktisatçılar için Sosyal Güvenlik Ders Notları
    Turan Yazgan
    Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları

    Bu kitap münakaşaları belirli sınırlar içinde tutmaya, çocuklarımıza sosyal güvenlik kavramı vermeye yönelik bir ders kitabıdır. Ders kitaplarının bundan öte bir gayesi olmamalıdır. Çünkü bilgiler başka vasıtalarla da saklanabilir ve her zaman isteyenin karşısında hazır bulundurulabilir. Bundan dolayı kitap, bilhassa ders kitabı bilgi saklamaktan çok insanı düşündürmeye, araştırmaya, bulmaya, çözmeye alıştıran, kısaca beyni geliştirmeye yarayan bir vasıtadır.
    (Önsöz)

    Türkçe
    415 s. -- 1. Hamur-- Ciltsiz -- 16.5 x 24 cm
    İstanbul, 1992
    ISBN : 975-498-046-2
    415 s., 1. Basım


    SÖYLEŞİ

    Üstatlar konuşuyor
    Altan Deliorman, İskender Pala, Kemal Eraslan, Turan Yazgan, Turgut Cansever, Yılmaz Özakpınar
    Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları / Çarşamba Sohbetleri Dizisi

    Bu eser, altı değerli üstadımızın Fikri birikimlerinin mahsulüdür. Burada işlenen konuların her biri, ayrı bir cilt tutacak değerde malûmatı bir araya getirmiştir.

    Okur, her bir sayfada binlerce kitaptan, o kitaplar üzerinde yapılmış nice nice tefekkürden ve uzun yılların engin tecrübelerinden süzülüp gelen eşsiz bilgileri topluca görme ve edinme imkânına kavuşacaktır.

    (Arka Kapak) Türkçe
    157 s. -- 2. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 20 cm
    İstanbul, 2002, 1. Basım
    ISBN : 9789757594673

    17 Aralık 2010 Cuma

    ATATÜRK GİBİ DÜŞÜNÜP ve ÇALIŞALIM YETER.


    O DİYORKİ "Ben en zor olanı yapayımda
    siz  arkamdan kolayları nasıl olsa yaparsınız."
    Atatürk’ün yanında bulunan zamanın genç mühendisi Tahsin Çoşkan; bataklık, burada bir şey yetişmez diye rapor verilen bir araziden Atatürk’ün nasıl yemyeşil bir çiftlik ortaya çıkardığını şöyle anlatıyor: Bir gün Atatürk yanına çağırır; “Gel Tahsin seni bir yere götüreceğim, fikrini almak istiyorum” der. Giderler ve Atatürk’ün gösterdiği yere bakarlar. Burası sivrisinek salgını, hayvan leşlerinin olduğu berbat bataklık bir arazidir. Tahsin Coşkan, “Paşam, hayrola?” der. Atatürk, “Buraya bütün masrafı cebimden olmak üzere bir orman çiftliği yapmak istiyorum” diye cevap verir. “Paşam buranın ıslahı ya sizin paranızı tüketir ya da zamanınızı, neden bukadar mümbit topraklar varken gelip de burayı tecih ettiniz?” der Coşkan. Atatürk’ün cevabı Atatürkçe’dir. Der ki; “ben en zor olanı yapayım da siz arkamdan kolayları nasıl olsa yaparsınız.”
    Tahsin Coşkan dayanamaz ısrarını yineler; “Paşam burada hiçbir şey yetişmez, pek uğraşmayın” der. Ama karşısındaki Atatürk’tür, kararını çoktan vermiştir ve uygulamaya koyacaktır. Der ki; “Tahsin buraya ziraatçileri getir ve incele, bana resmi bir yazı getir burasıyla ilgili”.
    Biraz sonra Tahsin Coşkan kendi dediği çıktığı için mutlu bir şekilde üzerinde “Burada hiçbirşey yetişmez” yazılı, altında da ziraatçilerin imzasının olduğu bir belgeyi Mustafa Kemal’in önüne koyar. Atatürk biraz mütebbessim okur bu yazıyı. Kalemi alır, bu kağıdın yanına aynen şunları yazar
    “Burası vatan toprağıdır, kaderine terk edemeyiz”.
    Etmez de. Aynı Sakarya savunması gibi akasya savunmasını ele alır, çam ve köknar dikimini tamamlar. Tarih 25 Mayıs 1933’tür ve Atatürk Çevre kutlaması yapar. Bizim 1980’den sonra kutladığımız günü Atatürk 1933 yılında gerçekleştirir.
    Bütün Ankara halkını bedava trenlerle buraya getirir. Ağaçlar boy vermişler, altında dinlenmektedirler, havuz yapılmıştır, çocuklar yüzmektedirler. Hatta bütün masrafı cebinden
     ATATÜRK VE DAVETİLER ÇİFLİKTE ÜRETİLEN SÜTÜ İÇERLERKEN
    ödemiştir ama kârı da almamıştır, buraya bir fabrika yaptırmıştır, süt ürünleri üretilmektedir,
    herkes yemektedir. Herkes çok mutludur ama en mutlusu Mustafa Kemal Atatürk’tür.
    Atatürk’ün Nebizade adında bir arkadaşı vardır. Bütün bu olanlara bir türlü akıl erdiremez. Kafası karmakarışıktır. Dayanamaz ve sorar: “Paşam senden başka bir tek kişi burada bir ağaç yetişeceğine inanmadı. Peki peki sen nasıl anladın burada orman olacağını?” Atatürk gülümser ve; “Gel Nebizade gel, şimdi anlatayım sana. Hani Tahsin Coşkan’ın burada birşey yetişmez dediği günün akşamı var ya, o akşam tebdili kıyafetle Çankaya’dan kaçtım, buradaki köylülere geldim. Köylüler beni tanımadılar. Köylülere, “Ağalar,” dedim “burada ağaç yetişip yetişmeyeceğini bana en kolay yoldan nasıl ispat edersiniz?” Al dediler bana bir testi su verdiler, bir de kazma kürek. “Kaz orayı iki gün sonra gel biz sana ne olacağını söyleriz”. Ah o iki gün Çankaya’da nasıl geçti bir Allah bilir bir de ben. İki gün sonra gittim testiyi çıkardım, testinin içinde su bitmişti. Boş testiyi köylülere uzattım. Dediler ki bana “Ağa testide su kalmamış, toprak su emiyor, bakma bunun üstünün kurak olduğuna, biraz uğraş burada ne ekersen biçersin.” Ve hani Tahsin Çoşkan’ın o raporu bana getirdiği gün ben çoktan projeye başlamış epey de ilerlemiştim” diyecektir.
    Evet tüm dünya devletlerinin kabul ettiği bir dünya lideri olmak öyle kolay değil. Hani Atatürk'ün fikrine en çok karşı çıkan kimdi?  Evet Tahsin COŞKAN dı. O'nu da ATATÜRK oraya müdür tayin etti. İşte burası çok önemli arkadaşlar. LİDERLİK aynı fikirde olmayanı dışlamak değil içeride tutabilmektir . Bu örnek davranış ta bize gösteriyor ki, lider olmak kolay değil. Heleki günümüz de " benim gibi düşünmüyorsun diyerek" kişileri partilerinden ihraçını isteyen, siyasi parti liderlerliğini üstlenen, parti genel başkanlarını düşünür isek
    ATATÜRK'Ü DAHA İYİ ANLAMIŞ OLURUZ. 
    TEKLİFİM: 25 MAYIS TÜRKİYE'DE
    SEVGİ ve SAYGILARIMLA
    Ahmet YILMAZER
    17 / Aralık / 2010 ANKARA
    

    11 Aralık 2010 Cumartesi

    ANKARA'DA KAR YAĞIŞI

    ANKARA -BATIKENT'TE  KAR YAĞIŞI  VİDEODAN  İZLE
    Balkanlar üzerinden gelen , tüm Yurdumuzu etkileyen ve ani hava sıcaklıklarının düşmesine sebep olan hava yağışları, nihayet Ankara'da yüzünü gösterdi. Günlerdir yağacağı söylenen kar, sabahın ilk saatlerinden itibaren, Başkent Ankara' da yağmaya başladı. 
    BATIKENT'TEN  GÖRÜNTÜLER

     Sabah saatlerinde işlerine gitmek için evlerinden çıkanlar yağan karla karşılaştılar. Öğlene doğru dinmesi beklenen kar yağışı, akşam saatlerine doğru tekrar yağması tahmin ediliyor.Başken'te gündüz ( +1 ) dereceye kadar düşeceği tahmin edilen hava sıcaklığı yerini gece ( - ) eksilere bırakacağı uzmanlarca ifade ediliyor. Beklenen ani sıcaklık düşüşlerinin sebep olacağı buzlanma, don olayı, grip gibi  enfeksiyon ve soğuk algınlığı gibi olumsuzluklar ve  soba ve doğal gaz  kaynaklı baca gazı zehirlenmesi, buzlanma ve don olaylarına, karşı tüm  başkentlileri dikkatli  olmaları için uyarır iyi günler dileriz.  SEVGİ ve SAYGILARIMIZLA. 


    TÜRK'ÜN SESİ GAZETESİ 

    10 Aralık 2010 Cuma

    9 Aralık 2010 Perşembe

    BAŞLARKEN

    MERHABA
    Saygıdeğer okuyucular.
    TÜRKÜ'ÜN SESİ adını koymuş olduğum blogta, büyük Türk Milletinin KURTULUŞ ve KURULUŞ felsefesi doğrultusunda, TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ düşünce sistemi içerisinde yayın yapılacaktır. Örnek aldığım kişi ATATÜRK ve onun düşünce sistemini ilke kabul etmiş, fikir ve hayat tarzları ile Dünya ve Türkiye kamuoyu'nun yakından tanıdığı mümtaz kişiler olacaktır.
    Dünyada ve ülkemizde gelişen bizi direk etkileyen, siyasi, ekonomik, kültürel ve sosyal hayatımızı olumlu -olumsuz etkileri olan olayları, her türlü ön yargıdan uzak yaklaşımla aktaracağım. Olaylar hakkında kişisel görüşümü, düşüncelerimi yorumlarken ve yazarken kalemimin ucunu, vijdanım ve yüksek adalet anlayışım yönlendirecektir.
     Bu ilk yazımı,  * TÜRK'ÜN SESİ GAZETESİ* nin olmazsa olmazlarını yazmak için ayırdım. kaleme alacağım her olayı iyi inceleyip sık dokuyacağım. Bir konu üzerinde BİLGİ sahibi olmadan FİKİR yürütmeyeceğim. Asla olayları saptırmadan doğrudan sizlere aktaracağım. Milletimize yüksek morale ihtiyaç duyduğu bu zamanda, her karanlığın mutlaka bir aydınlığa çıkacağını, ümitsizliğin çare olamayacağını israrla yazacağım. ALDATILAN ve KANDIRILAN İNSANLARI ÖFKESİ KORKUNÇ OLUR inancı ile siz saygıdeğer okuyucularımızı yazılarımla ve diğer çeşitli paylaşımlarımla , aldadıp kandırmayacağım.
    Saygıdeğer arkadaşlar, sevgili okuyucular.
    Bu duygu ve düşüncelerle şimdilik sizlere hoşça kalın diyor, Cenab-ı Allah ( cc ) tan cümlemize hayırlar getirmesini diliyorum.
    Sevgi ve saygılarımla
    9/ Aralık /2010 Perşembe